1 Eylül 2026 Salı

ZAM YAĞMURUNDA AİLE BÜTÇESİN MİMARI KİM

 TÜMER DİYOR Kİ:

ZAM YAĞMURUNDA AİLE BÜTÇESİN MİMARI KİM

Ben beni bildim bileli, Eylül ayı girdiğinde zamlar yağmur gibi yağar.

Yaz tatili biter, aileler bütçelerinden zar zor harcama yaparak tatili kapatır. Kimisi tatile gidebilir, kimisi gidemez.

Giden de gidemeyen de zaten bütçesini zorlamıştır.

Ama asıl yük Eylül'de başlar. Çünkü Eylül masraf ayıdır.

Okula yeni başlayan ilkokul çocuklarının masrafları bambaşka.

Çanta, defter, kalem, forma, ayakkabı... Liste bitmez.

Peki ya okula giden diğer çocukların masrafları yok mu? Elbette var. Onların da servisi var, kitabı var, kantini var.

Aile bütçesi daha kapıdan girerken zorlanır.

Ben size söyleyeyim bu zam yağmurunda ailede bütçeyi idare etmek gene kadına düşecek.

Kadın ne yapacak bu zamlar karşısında? Evin giderlerini kısabildiğince kısacak. Harcamaları kısıtlayacak. Çocukları okula aç gitmesin diye, çocukları başka arkadaşlarının yanında mahcup olmasın diye kendi lokmasından kısacak.

Peki baba ne yapacak? Baba da bu zamlar karşısında ek gelir peşine düşecek. "Acaba maaşıma nasıl ek olarak katkıda bulunabilirim?" diye çareler arayacak. Fazla mesai, ek iş... Kapı kapı dolaşacak.

Peki maaşlara zam var mı? Yok.

Ama bütün okul masraflarına zam gelir. Marketten kırtasiyeye, servisten kıyafete her şey bir anda ateş pahası olur.

Bütçesi zaten zar zor geçimine yetebilen aileler, gittikçe dar boğaza gelirler.

Zenginlere bu zamlar dokunmaz.

Ama orta gelirli ve daha az gelirli aileleri çok ama hem de çok zorda bırakır.

Yıllardır düşünür dururum: Neden hep Eylül ayında bu zamlar yapılır? Benim bir türlü aklım almıyor.

Devletimizi yönetenler bunu hiç düşünmüyorlar mı?

Yıl 2026. Eylül’ün biri oldu, gene zamlar başladı.

Tek çare var: Aile bütçelerini ayarlamak. Ve ailede kadın, erkek bir olup, çocuklarının geleceklerini garanti altına alabilmek için çaba harcamak. Onları okutabilmek, topluma, millete, ülkesine yararlı bir evlat olabilmeleri için mücadele etmek.

Kadın ve erkek birlikte olurlarsa, bu işin üstesinden gelirler.

Allah bu milletin ve bizlerin yardımcısı olsun.

Herhalde hepimiz bu zamlara da alıştık. Eee yıllardır aynı ayda zamlar yapılırsa, alışırız alışırız.

Eylül ayımız hayırlı olsun.

Zekeriya TÜMER

1/Eylül/2026

ulusalhaber1881@gmail.com

30 Ağustos 2026 Pazar

Düşman değişir, niyet değişmez

TÜMER DİYOR Kİ: 

30 Ağustos: Düşman belli, yol belli.

30 Ağustos 1922... Dumlupınar.

18 Mart 1915... Çanakkale. Arada 7 yıl var ama ruh aynı ruh. 

Milletim bak, ikisinde de emperyalistler bu ülkeyi haritadan silmeye kalktı. 

İkisinde de bu millet "gel bakalım" dedi. Çanakkale'de "Türk'ü Anadolu'dan atacağız" dediler, denize döküldüler. 

30 Ağustos'ta "Sevr'i uygulayacağız" dediler, Yunan'ı denize gömdük.

DÜŞMAN DEĞİŞİR, NİYET DEĞİŞMEZ. 

Halkım dikkat et, o günkü İngiliz, Fransız, Yunan bugün isim değiştirdi. 

Ama niyet aynı niyet: Bu vatanı parçalamak. Bugün de direnmek zorundayız. 

Ekonomide direneceğiz, kültürde direneceğiz, bilimde direneceğiz. 

Çünkü Türk'ün gidecek hiçbir yeri yok. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok. 

Bu topraklar, Anadolu erenler evliyalar diyarıdır. 

Burası Türk'ün temel yurdudur. Başka vatanımız yok. 

BİRLİK OLMA ZAMANI. Milletim bak, ülkemde yaşayan tüm etnik toplumlarla birlik ve beraberlik içerisinde olmak zorundayız. 

30 Ağustos bize neyi öğretti? Ayrı gayrı yok. 

Emperyalist geldiğinde ilk yapacağı iş ne? "Bizi birbirimize düşürmek" 

O yüzden bir bütün halinde devletimize ve Cumhuriyetimize sahip çıkmalıyız. 

Cumhuriyetin kazanımları kıymetlidir. Bize oy hakkı verdi, mektep verdi, hürriyet verdi. 

Bu şuuru idrak edemeyenler olabilir. Onlara anlatacağız. 

İçinde yaşadığımız sıkıntıları biliyoruz. Hayat pahalı, canlar sıkkın. 

Ama 1922'de neyimiz vardı? Hiçbir şey. Yine de pes etmedik. 

Sıkıntı bahane değildir. Sıkıntı, bileği daha çok bükmek içindir. Daha çok çalışmak, mücadele etmek içindir. Umutlar yitirilmemeli. 

İSTİKBAL GÖKLERDEDİR: UÇAK FABRİKALARI NEREDE?

En can alıcı yer burası sevgili okurum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1925'te ne dedi? "İstikbal Göklerdedir."

Sözde kalmadı. Ne yaptı? 1925'te Tayyare Cemiyeti kuruldu.

1926'da Kayseri'de Uçak Fabrikası açıldı.

1932'de Nuri Demirağ kendi uçağını yaptı, THK Uçak Fabrikası kuruldu. 

1936'da Eskişehir ve Ankara'da fabrikalar açıldı. Biz o gün göklere talip olduk. 

Peki sonra ne oldu? Fabrikalar bir bir kapatıldı. 

Neden, neden geleceği göremedik! Mustafa Kemal Atatürk'ün mirasına neden sahip çıkamadık? İşte sorgulanması gereken bu! Neden, neden, neden!

Oysa bugün İran-İsrail savaşında neyi gördük?

Gökyüzüne hakim olan masada söz sahibi oluyor.

Drone'u olan, füzesi olan, hava savunması olan ayakta kaldı. 

Atatürk 100 yıl önceden söylemiş: "İstikbal göklerdedir" sözünün gereğini yerine getirme zamanı. Şimdi kapatılan uçak fabrikaları açılmalıdır. 

Gençlerimiz tekrar gökyüzüne bakmalıdır. 

Çünkü 30 Ağustos karada kazanıldı, ama 21. yüzyıl gökte kazanılacak. 

SON SÖZ: REHAVETİ AT ÜZERİNDEN. Rehavet en büyük düşmandır. 

"Nasıl olsa atlattık" demek, Dumlupınar'a ihanettir. o gün süngüyle kazandık. Bugün akılla, bilimle, üretimle kazanacağız. 

Türk Milleti esaret altında yaşayamaz. Bunu tarih yazdı. 

Bu nedenle bugün birlik olacağız. Devletimizin arkasında duracağız. 

30 Ağustos bize bunu fısıldıyor: "Evlat, uyuma. Vatan nöbeti bitmedi."

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. 

Zekeriya Tümer

30.08.2026

ulusalhaber1881@gmail.com


29 Ağustos 2026 Cumartesi

Atatürk kalplerde ebedi yaşayacaktır.

atam

TÜMER DİYOR Kİ:

Sevgili Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk ölmedi, ölmeyecek ve ebediyen Türk Milletinin kalbinde ve gönlünde yaşayacaktır. 

Atam, her yıl aynı ayda, belli gün ve saatte, senin siluetin ülkemizde Damal’da dağda gölge halinde bizlere Allah tarafından gösterilmektedir. Biz bunun önemini bile henüz idrak edemedik. Bizlere Allah tarafından verilen mesajı anlayamadık. Belki verilen mesajda Allah senin fikir ve düşüncelerini iyi idrak ederek, senin yolunda gitmemizi öneriyor!..10 Kasım. Atamızın vefatının 85.yılı. “Benim Naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti İlelebet Payidar Kalacaktır” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün Kemalist düşüncesi de sonsuza kadar yaşayacaktır.

NOT: (Bu yazı 2023 de yazıldı. 2026 da güncellendi. 2026 da Atamızın vefatının 88. yılında da aynı duygu seli ile Atamızı anacağız. Dualar edeceğiz.)

Allah’ın bir sevgili kulu olarak dünyaya gelen Mustafa Kemal, bu dünyadaki çok önemli görevlerini yaptı, sonra da her fani gibi o naçiz vücudunu toprak ananın kucağına bıraktı.

Bizlere yol gösterici, bizlerin maneviyatını güçlendirici sözler de söyleyerek, sonsuza kadar yaşamasını sağlayacak çalışmalarını da yaptı. Onun yolundan gitmemiz gerekirken, halen gidemiyoruz.

Türk milleti olarak işte buna üzülmekteyiz!

Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk 16 Mart 1923’de “Bu memleket tarihte Türk'tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.”

Anadolu ülkesi M.Ö. de Türk yurdu idi. Bunları araştıran Mustafa Kemal Atatürk, bu nedenle şu sözü söylemişti: 1 Kasım 1934: “Türk milleti, tarihinle övün; çünkü senin ataların uygarlıklar kuran, devletler, imparatorluklar yaratan bir varlıktır. Sen, Anadolu denilen bu yurda sonradan gelme değil, ilk yerleşip uygarlık kuranların çocuklarısın. Fakat geleceğine güvenebilmek için bugün çalışman gerekir; çünkü yalnız tarih övüncü bir meziyet sayılmaz.” İşte bu gerçeği öğrenmemiz gerek.

Burada sizlere Bahtiyar Aydın'ın çok geniş bir şekilde yaptığı araştırmaların sonunda yazmış olduğu Sakalar/İskitler “Gizlenen kök Atalarımız” kitabını alıp okumanızı tavsiye ederim.

Hiç düşündünüz mü? Diyor Bahtiyar Aydın kitabının son sayfasında  “Neden Atatürk’ün ilk araştırdığı konu Sakalar/İskitlerdir?

Neden Atatürk dönemin hazırlanıp okutulan ve içerisinde, 114 Batılı bilginin eserlerini barındıran Türk Tarih Tezi Atatürk’ün ölümünden sonra yayınlatılmadı?

Neden Ermeni ve Bizans tarihçileri 1071 tarihi için “İskitlerin Anadolu’ya yeniden dönüşüdür” demektedir?

Örneğin Ermeni tarihçi Genceli Kiragos, 1241 yılında başlayıp 1264 yılında bitirdiği 10 ciltlik Ermeni tarihi adlı eserinde “1071’de İskitler Anadolu’ya tekrar geri döndü demektedir. O halde neden hala okullarımızda Türklerin Anadolu’ya ilk giriş tarihi olarak 1071 tarihi okutulmaktadır?

Neden Eskişehir’deki Gordion Tümülüsleriyle, Ukrayna'daki ve Altaylardaki Kurganlar birebir aynıdır?

Neden İskitlerin, Anadolu'daki varlığı şimdiye kadar gizlenmiştir?

İşte bu soruların cevapları Bahtiyar Aydın'ın SAKALAR/İSKİTLER (Gizlenen Kök Atalarımız) kitabında cevaplandırılmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk 1930 yılında bakın ne söylemiş: “Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir seçkin varlığın yüksek belirmesine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin yıllık, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik, doğanın rüzgarlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk, doğanın yağmurlarıyla yıkandı; o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımların dan, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları doğanın babası tanıdı; onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

İşte beyler Türk budur. Türk yurdunda yaşayanlar bunu iyi bilmelidirler. Mustafa Kemal Atatürk'ü karalayarak, onun eserlerini göz önüne almayarak, unutturmaya çalışarak, söylediği sözleri benimsemeyerek, o öldü, artık o yaşamıyor, o’nun peşinden de gitmeye gerek yok diyenler, çok yanılıyor.

Mustafa Kemal Atatürk ölmedi, ölmeyecek ve sonsuza kadar da yaşayacak. Bir gün gelecek bütün dünya Mustafa Kemal’in Kemalist düşüncesi altında birleşecektir.

Atam sen rahat uyu. Bu millet 29 Ekim 2023’de senin kurduğun Cumhuriyet’i kutlamak ve sana minnetlerini bildirmek için tüm yurtta büyük bir mutlulukla, coşku ile Cumhuriyetin kuruluş yıl dönümünü kutladı. Anıtkabir'e milyonlarca kişi giderek sana saygılarını gösterdiler, dualarını ettiler.  Devletimizin en üst mevkiinden en alt mevkiine kadar da senin huzuruna gelenler oldu.

Sen ölmedin, ölmeyeceksin ve yaşayacaksın ATAM.

RUHUN ŞAD, MEKANIN CENNET OLSUN.

8.11.2023

Zekeriya Tümer

Ulusalhaber1881@gmail.com

Sevgiliye mektup.

 TÜMER DİYOR Kİ: 

Merhaba sevgili dostlar. 


Dünyadaki hayatımız doğum ile başlar, ölüm ile biter. 

Bu zaman zarfı içerisinde bebeklik, çocukluk, gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık dönemlerini yaşarız. 

Bu yaşam içerisinde aşklar, sevgiler yaşanır. Sevinçlerin yanında, üzüntüler ve acılar da yaşanır. 

Güzel duygular seline kapılırsın, aşkı yaşarsın. Bu aşk bazen mısralarda şiir, şarkı, hikaye,  roman, olarak dile getirilir. 

Şunu kimse unutmasın, aşkın yaşı yoktur. Sevgi herkese lazımdır. Sevin, sevilin ve aşkı her yaşta da olsa yaşamaya çalışın. 

Neyse biz bırakalım içinde bulunduğumuz dünyanın kötü tarafını, aşkın duygularını dile getirelim yazdığımız sevgiliye mektup ile: 

SEVGİLİYE…!

Bu kitaba ben senin için başladım. Bu sayfalardaki acılar, heyecanlar, şüphe ve ıstıraplar sana hiç de yabancı değildir.

Çünkü onları sen yarattın. Ve günün birinde böyle olmasını da sen istedin.

Senin yarattığın şeyleri ben ancak kelimelerin kalıplarına dökmekle yetindim. Onlara kendimden bir şeyler katabilecek kadar bir gönül huzuru içinde olsaydım, duyduğum sevginin ve yaşadığım heyecanın ilahi güzelliğini aynen terennüm etmeye muvaffak olur ve belki de bir şaheser yaratırdım. Fakat sen kalbinin billur kadehine doldurduğun sevgini, bana şüphelerin zehriyle karıştırarak verdin.

Tertemiz ve arı bir sevgiyle sarhoş olsaydım, bu sayfalardaki sayıklamalarım, daha düzgün, daha güzel olurdu herhalde… Bu yüzdendir ki, bu satırlar, benim değil, senin eserin.

Bu sayıklamaların daha ne kadar devam edeceğini sorarsan sana şu cevabı veririm.

-Daha ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum ki…

Beni satırlarımla ve mısralarımla değil; satırlara ve mısralara gömülen duygularımla oku,

Hani ben ağlamam diyordun? Ne bu? Ne bu gözlerinde parıldayan? Sevgi mi, ıstırap mı, özleyiş mi, pişmanlık mı? Hani ben üzülmem diyordun? Ya kirpiklerindeki damlalar?.. Ya bakışlarındaki duman?

Sevginin ıstırabında bile bir zevk olduğunu sende mi öğrendin yoksa.

Ağlama sevgili kraliçem…

Yolların gurbete girdiği yerde yolcular ağlamaz…

Mesafelerin ardında kalan gözyaşları çoktan kurumuştur.

Bana bir şeyler vermek istiyorsan kalbini ver… Bana acımak istiyorsan kendine acı… Bana yaklaşmak istiyorsan gözlerini sil.. Ve doğan yıldızlara bakarak günahlarımızı affetmesi için tanrıya dualar et.

Sana ne kadar nefret ve kinimden bahsedersem, seni o kadar sevdiğimi anla. Ve sözlerime asla inanma kadınım..

Aşkın nefret ve kinle karışık olduğunu, sen gene benden daha iyi bilirsin.

Saçlarını omuzlarında demet demet dağıt… Alnındaki iri ter damlalarını mendilinle sil.

Titreyen parmaklarımı sıcak avuçlarında tut. Ve siyah gözlerini bulutlu gözlerime dikerek bana (Evet) de kadınım..

Niçin hala sessiz, sedasız oturuyor; ve neden bana bir şeyler söylemek istemiyorsun? En azılı düşmanlar gibi karşımda fırıl fırıl dönen akrep ve yelkovan, biraz sonra veda kampanasını çalacak. Son şarkımızın zamanı hala gelmedi mi!

Kalbini kıracak bir şey söylemedim ki.. Bana niçin darıldın?

Saadetini çalanlar seni anlayabilselerdi, ne kendi saadetlerine suikast yaparlar, ne de başkalarının saadetinin katili olurlardı.

Tanrı, bütün kadınları senin gibi yaratsaydı, dünya rüyasında bile göremeyeceği bir sulha kavuşurdu. .. Ve tanrının yarattığı bütün erkekler, sevdiklerini, seni sevdiğim kadar sevselerdi dünya yüzünde aklı başında bir erkek kalmazdı…

Kör gözleri sivri uçlu hançerler ne zaman oyacak, bilmiyorum.

Mademki birbirini tanımamış iki yabancı olacaktık… O halde niçin beni sevdin? Ve dudakların dudaklarıma neden sadakat mührünü bastı? Mademki yaşamış olmamla, doğmamış olmam arasında hiçbir fark yoktu… Ey, bir anlık sevgine beni kurban eden anam.. Niçin doğurdun bu ıstırap çocuğunu?,,,

Şafak vakti yatağında sessiz sessiz uyuyan genç kızların rüyalarını dolduran hayaller ne kadar güzeldir, bilir misin?

ELİNLE KURDUĞUN MABEDİ YIKTIN

SANMIŞTIM SEVDİĞİM AŞKA LAYIKTIN

BİR ZAMANLAR ARZU İLE KARŞIMA ÇIKTIN

ŞİMDİ ÇIKSANDA BİR, ÇIKMASANDA BİR


2 Ağustos 2025 Cumartesi

Tümer Diyor ki: sağlık turizmi

 TÜMER DİYOR Kİ:

SAĞLIK TURİZMİ

Geçenlerde İstanbul'dan Ankara'ya gittim. 

Ankara Başkentimiz olması nedeniyle; önemli toplantıların ve ziyaretlerin gerçekleştiği bir şehir.

Moment Plaza'da, camından bakıldığında karşında Külliye'nin ihtişamlı görünüşü, ülkemin gücünün simgesi olarak durmakta ve insana güç vermektedir. 

Arkadaşım beni aldı ve önemli bir toplantı var, seni oraya götürmek istiyorum dedi. Kıramadım ve kalktım gittim. 

Gerçekten önemli bir toplantı olduğunu anladım. 

Sağlık Turizmi Konfederasyonu Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, 24.03.2024 tarihinde ANKARA SAĞLIK TURİZMİ FEDERASYONU, ANADOLU SAĞLIK TURİZMİ FEDERASYONU,ULUSLARARASI SAĞLIK TURİZMİ FEDERASYONU, TARIM ORMAN TIBBİ AROMATİK BİTKİLER FEDERASYONU, AVRUPA BİRLİĞİ PROJELERİ FEDERASYONU, bütün delegasyonların kararıyla Konfederasyon Başkanlığına tek aday gösterilmiştir. Prof.Dr.Aysun Bay 600 delegenin tamamının oyunu alarak konfederasyon başkanı seçilmiştir. 

Konfederasyonun ana amacı; Uluslararası Sağlık Turizmi yetki belgesine sahip sağlık turizmi paydaşlarını tek çatı altında toplamak, ülkemizin Dünya Salık turizminde hak ettiği yere hızlı ve kalıcı şekilde gelmesine aracılık etmektir. 

Bugün Venezuella'nın başında bulunan Nicolas Maduro Moros Eski devlet başkanı Hugo Chavez'in kanserden ölmesi üzerine 14 Nisan 2013 günü yapılan genel seçimlerin ardından devlet başkanlığına seçilmişti. 

Nicalos Maduro Moros'un Ankara Büyükelçisi Freddy Edvardo Molina Gutierrez  Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Merkezinde konuk edildi. 

Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Başkanı Prof.Dr. Aysun Bay ve Yönetim Kurulu üyeleri tarafından karşılandı. 

Büyükelçi Edvardo fizik olarak Türklere çok benziyordu. Kendinden emin ve samimi davranışı ile dikkati çekti. 

Konfederasyon Başkanı Prof.Dr.Aysun Bay ve Yönetim Kurulu üyelerinin de sıcak ve samimi ilgileri Edvardo Molina'yı memnun etti. 

Aysun hanımın, 'ne içersiniz' diye Edvardo'ya sorması üzerine Edvardo nazikçe ve biraz da gülerek 'çay' dedi. Türklerin daha çok misafirlerine çay ikram ettiklerini biliyordu. Türk kahvesi de isteyebilirdi. Espresso Cappuccino coffee yabancı içecek markalarını söylemedi. 

Sıcak ve samimi bir atmosfer içerisinde yapılan toplantı da;  iki ülke arasında Tıbbi aromatik bitkiler ve Sağlık Turizmi konusunda nasıl bir çalışma yapılabileceği ele alındı. 

Burada en önemli olan husus Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Başkanı Prof.Dr.Aysun Bay'ın Konfederasyonun amacı doğrultusunda uluslararası çaba göstermesi. 

Bu nedenle Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay'ı tebrik etmek ve gereken desteğinde verilmesi gerektiğine inanıyorum. 

Toplantı konusunda yapılan video'nun linki aşağıdadır. 



19 Mayıs 2025 Pazartesi

Tümer Diyor ki: Gençler bayramınız kutlu olsun.

 TÜMER DİYOR Kİ:

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı: Anlamı ve Önemi

19 Mayıs, Türk  milletinin tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. 1919 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlatması, bu tarihin anlamını derinleştirir. Bugün, Türkiye’nin dört bir yanında kutlanan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, sadece bir bayram değil; aynı zamanda bağımsızlık mücadelesinin simgesi ve gençliğin gücünün temsilcisidir.

 Gençliğin Rolü

Atatürk, 19 Mayıs’ı gençlerimize ithaf ederek, ülkemizin geleceğinin gençlerin omuzlarında olduğunu vurgulamıştır. Gençler, toplumun en dinamik ve enerjik kesimini oluşturur. Onların idealleri, hayalleri ve azmi, ülkemizi daha aydınlık yarınlara taşıyacak en önemli unsurlardır. Bu nedenle, gençliğin gelişimi, her bireyin sorumluluğundadır.

 Sporun Önemi

Spor, sağlıklı bir yaşamın yanı sıra disiplin, azim ve takım ruhunu öğretir. 19 Mayıs, sporun yaygınlaştırılması ve teşvik edilmesi için bir fırsattır. Spor, fiziksel sağlığın yanı sıra ruhsal sağlığı da besler. Gençlerin sporla iç içe olmaları, onların fiziksel ve zihinsel olarak güçlü bireyler olarak yetişmesini sağlar. Bu bağlamda, sporun toplumda daha fazla yer alması, gençlerin gelişimine katkı sağlayacaktır.

 Birlik ve Dayanışma

19 Mayıs, birlik ve beraberlik içinde olmanın önemini de hatırlatır. Gençler, birbirlerine destek olmalı, birlikte hareket etmelidir. Bu dayanışma, toplumun güçlenmesine ve daha sağlıklı bir gelecek inşa edilmesine katkıda bulunur. Unutulmamalıdır ki, tek bir elin nesi var, iki elin sesi var.

Atatürk'ün gençliğe verdiği önem, Türk milletinin geleceği için kritik bir unsur olarak öne çıkar. 

 Geleceğin Teminatı

Atatürk, gençliği geleceğin teminatı olarak görmüştür. Gençlerin enerjisi, dinamizmi ve yenilikçilikleri, toplumun ilerlemesi için gereklidir. Bu nedenle, gençlerin eğitimine ve gelişimine büyük önem vermiştir.


Atatürk, gençlerin eğitilmesi gerektiğini sıkça vurgulamıştır. Milli eğitim reformları ile birlikte, akılcı, bilimsel ve çağdaş bir eğitim sistemi oluşturmayı hedeflemiştir. Bu sistem, gençlerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirmelerine yardımcı olmuştur.

 Bağımsızlık ve Vatanseverlik

Atatürk, gençlerin milli değerler ve vatanseverlik duygusu ile yetişmesini istemiştir. Gençlerin, bağımsızlık mücadelesinde aktif rol alacak bireyler olarak yetişmeleri gerektiğine inanmıştır. Bu bağlamda, gençliğin tarih bilincine sahip olması önemlidir.


Atatürk, gençlerin fiziksel sağlığının önemine dikkat çekmiştir. Sporun, sadece beden sağlığını değil, aynı zamanda zihinsel gelişimi de desteklediğini savunmuştur. Bu nedenle, sporun yaygınlaştırılması ve teşvik edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Atatürk, gençlerin yenilikçi ve yaratıcı olmalarını teşvik etmiştir. Onların, toplumsal sorunlara çözüm üretme yeteneğine sahip olmaları gerektiğini vurgulamıştır. Bu doğrultuda, gençlerin fikirlerini ifade edebilecekleri bir ortam yaratılması gerektiğine inanmıştır.

Gençlerin, ulusal kimliklerini benimsemeleri ve bu kimlik etrafında birleşmeleri gerektiği konusunda ısrarcı olmuştur. Bu bağlamda, gençlik hareketlerini desteklemiş ve onları ulusal değerlerle bütünleştirmiştir.

Atatürk, gençliğe duyduğu bu derin saygı ve güven ile, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atmış ve gençleri bu temellerin üzerine inşa edilecek geleceğin mimarları olarak görmüştür. Bu nedenle, gençlik her zaman onun vizyonunun merkezinde yer almıştır.

Sonuç olarak, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı, bağımsızlık mücadelesinin simgesi olmanın yanı sıra, gençliğin önemini ve sporun rolünü de gözler önüne sermektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bağımsızlık için mücadele eden tüm şehitleri rahmetle anarken, gençlerimizin bu özel günü coşkuyla kutlamalarını diliyoruz. 

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramınız kutlu olsun!

23 Nisan 2025 Çarşamba

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

 TÜMER DİYOR Kİ:

Bugün günlerden 23 Nisan 2025.

Evet, bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı.

23 Nisan 1920, Osmanlı Devletinin son elinde kalan toprakları işgal edilmiş, İstanbul’da bulunan hükümet çalışamaz duruma gelmiş, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurtuluş hareketi başlamış ve Anadolu’nun ortasında bulunan Ankara’da milli iradenin temsil edildiği ve ülkenin yönetiminde halkın söz sahibi olduğu bir kurum olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi teşekkül ettirilmiş ve Kurtuluş Savaşı’nın meclisi olarak görevine başlamıştır.

Bu tarih, ulusal egemenliğin simgesi haline gelmiştir. Atatürk, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Sözüyle, halkın iradesinin her şeyin üstünde olduğunu vurgulamıştır. Böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla birlikte, yönetim halkın eline geçmiştir. Söz halkın ve milletindir. Artık millet kendi kaderini kendisi belirleyecektir. Halk ümmet değil, millet olmuştur. Tek kişinin tebaası değil, onun dediğine boyun eğerek, her şeyi kabul etmesi söz konusu olmayacak, düşmana karşı birleşerek halk kendi kaderini kendisi belirleyecekti.

23 Nisan 1920 de törenle açılmış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş savaşı sırasında Türkiye’nin bağımsızlığı için stratejik kararlar almış ve ulusun bir araya gelmesine öncülük etmiştir. Bu süreçte, milletin tüm kesimlerinden temsilciler bir araya gelerek, ülkenin kurtuluşu için mücadele etmiştir.

Kurtuluş savaşının başarı ile sonuçlanmasından sonra düşman askerleri Anadolu’yu terk etmiş ve 29 Ekim 1923 tarihinde de laik, Demokrat Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı Türk devletinin yerine resmen kurulmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk Türk Gençliğine güvenmiş ve çocuklara büyük önem vermiştir. Gelecek onlarındır. Bu nedenle; 1929 yılında Atatürk, bu tarihi günü çocuklara ithaf ederek, 23 Nisan’ı “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak ilan etmiştir. Bu, çocukların geleceğin teminatı olduğu inancını göstermektedir.

Dünya Üzerindeki İlk Çocuk Bayramı

23 Nisan, dünya üzerinde kutlanan ilk ve tek çocuk bayramı olma özelliğine sahiptir. Bu durum, Türkiye’nin çocuklara verdiği önemi ve onların gelecekteki rolünü ön planda tutma çabasını yansıtır.

Ancak, maalesef parantez içerisinde şunu söylemekten de vaz geçemeyeceğim. Acaba, bugün bu şartlarda çocuklarımıza bu güveni verebiliyor ve yetiştirebiliyor muyuz. Eğitim sistemimiz ve ailelerin çocuklarının geleceği için aldığı kararlar yeterli mi? Bunu da sorgulamak gerek?

Atatürk, çocukların ülkenin geleceği olduğunu ve onlara yatırım yapmanın, toplumun ilerlemesi için şart olduğunu düşünüyordu. Çocukların eğitimine ve sağlığına önem verilmesi gerektiğine inanıyordu.

Çocuklara, ulusal egemenlik ve bağımsızlık bilincini aşılamak amacıyla bu günü onlara ithaf etti. Bu genç nesillerin milli değerlere sahip çıkmasını sağlamak içindi.

Atatürk, Türkiye’nin modernleşme sürecinde, toplumun her kesiminin, özellikle de çocukların, bu değişime aktif katılımını teşvik etmek istedi. Çocuklar, gelecekte toplumu yönlendirecek bireylerdir.

Atatürk, Eğitim sisteminin, çocukların potansiyelini açığa çıkarması gerektiğine inanıyordu. Onlara yönelik bir bayram düzenleyerek, eğitimin önemini vurgulamak ve çocukların kendilerini geliştirmelerini teşvik etmek istedi.

Atatürk, çocuklara duyulan sevginin ve saygının toplumun temel taşlarından biri olduğuna inanıyordu. Bu bayram, çocukların toplumda nasıl bir yerleri olduğunu hatırlatmak amacıyla da önemliydi.

Atatürk, 23 Nisan’ı çocuklara ithaf ederek, onların gelecekteki rollerine ve önemine dikkat çekmiş, aynı zamanda milli bilincin ve eğitimin ne denli önemli olduğunu vurgulamıştır. Bu yaklaşım, Türk toplumunun çocuklara verdiği değeri ve onlara duyulan güveni pekiştirmiştir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Türkiye’de kutlanma şekli zamanla çeşitli evrimler geçirmiştir.

1979 yılında, UNESCO tarafından 23 Nisan’ın uluslararası çocuk bayramı olarak kutlanması önerildi. Bu, Türkiye’nin dünya genelinde çocuk hakları ve konusundaki duyarlılığını arttırdı.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın dünya genelinde tanınmasını sağlamış, Türkiye’nin çocuklara ve onların haklarına verdiği önemi uluslararası ptalformlarda daha belirgin hale getirmiştir. Bu sayede, bayram sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde bir kutlama ve farkındalık günü olarak da yerini almıştır.

23 Nisan Bayramının kutlanması, çocukların eğitime ve toplumsal hayata aktif katılımlarını teşvik etmeli, çocukların özgürce ifade edebildiği, yeteneklerini sergilediği etkinliklerle dolu bir gün olmalı, kendilerini geliştirmeleri için iyi bir fırsat imkânı sunmalıdır.

Bu bayram, sadece bir kutlama değildir, aynı zamanda çocukların dünyadaki en önemli varlıklar olduğunun, onların mutluluğunun ve refahının öncelikli bir hedef olması gerektiğinin hatırlatılmasıdır. Tüm dünyada kutlanan tek çocuk bayramı olma özelliği taşıyan 23 Nisan, dostluk, kardeşlik ve sevgi duygularını pekiştirir.

Unutmayalım ki, her çocuk, bir gelecektir. 23 Nisan, sadece bir bayram değil, aynı zamanda bir hatırlatmadır. Çocuklar, geleceğimizin teminatıdır. Onlara sağlıklı, mutlu ve eğitimli bir şekilde büyümeleri için hepimize büyük görevler düşmektedir.

Bu nedenle, 23 Nisan’ı kutlarken, çocuklarımızın hayalelerine sahip çıkmalı ve onlara daha güzel bir dünya bırakmak için çaba göstermeliyiz.

TÜM ÇOCUKLARIN 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN.

23 Nisan 2025

Zekeriya Tümer

Ulusalhaber1881@gmail.com

18 Nisan 2025 Cuma

Finlandiya'da yayınlanan "TURAN" Gazetesi

TÜMER DİYOR Kİ:

Atatürk ve Türkiyat Enstitüsü: Kültürel Birleşmenin Temelleri

Giriş

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atarken, uluslararası ilişkilerin ve kültürel etkileşimlerin önemine büyük bir vurgu yapmıştır. Bu bağlamda, Finlandiya'da yayımlanan "TURAN" gazetesinin finansmanını devlet bütçesinden sağlamak gibi inisiyatifler, Atatürk'ün vizyonunu ve stratejik düşüncesini yansıtan önemli bir örnektir. Gazete, Atatürk’ün ölümüne kadar yayın hayatına devam etmiş, sonrasında ise devlet desteği kesilmiştir. Bu gazetenin yayınlanmış olan birer nüshaları Ertuğrul Zekai Öktem’in özel arşivinde saklanmaktadır.

Ülküler ve Sorumluluklar

Atatürk, 29 Ekim 1933'te genç bir doktorun sorusu üzerine, ülkülerin devlet tarafından açıklanmadığını, millet tarafından yaşandığını belirtmiştir. Ülkü, gözle görülmeyen ama vicdanlarda var olan bir güçtür. Bu bağlamda Atatürk, devlet başkanı olarak sorumlulukları olduğunu ve bu nedenle bazı konularda açıkça konuşamayacağını ifade etmiştir. Bu anlayış, onun liderlik anlayışının temel taşlarından birini oluşturmaktadır.

Geçmişten Günümüze Devletler ve Milletler

Atatürk, tarihteki büyük imparatorlukların çöküşüne dikkat çekerek, bugünkü dostlukların da geçici olabileceğini vurgulamıştır. Sovyet Rusya'nın günümüzdeki dostu olmasına rağmen, gelecekteki belirsizliklerin farkında olarak Türkiye'nin her zaman hazırlıklı olması gerektiğini belirtmiştir. Bu hazırlığın, manevi köprüleri sağlam tutmakla mümkün olacağını ifade etmiştir. Dil, inanç ve tarih bu köprülerin temel unsurlarıdır.

Azerbaycan ile Kardeşlik Bağları

Atatürk, Türkiye dışındaki Türk devlet ve topluluklarına büyük bir önem vermekteydi. Azerbaycan elçisi İbrahim Abilof’a söylemiş olduğu sözler, onun Türkçülüğe ve Türk Birliğine verdiği önemi göstermektedir:

“Azerbaycan Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz gibi olduğu için, onların muratlarına nail olmaları, hür ve müstakil olarak yaşamaları bizi pek ziyade sevindirir. Türk’ün saadeti ve mazlumların halası yolunda Azerbaycan Türklerinde kanını dökmeğe amade bulunduklarına dair olan beyanatınız, istilacılara karşı Türk’ün ve mazlumların kuvvetini artıran pek kıymettar bir sözdür.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt: 2, s. 21)

Atatürk, Azerbaycan bayrağını bizzat elleriyle göndere çekmiş ve bu anı şöyle ifade etmiştir:

“Bugün Azerbaycan’ın istiklalini temsil eden bayrağı çekerken, ellerim bir takım hissiyat ve teessürat ile müteharrik olduğunu duyuyorum. Filhakika bayrağı çeken benim ellerimdi. Fakat ellerimi tahrik eden bugünkü bayramda manen müşterek olan bütün Türkiye halkının hakiki ve samimi kardeşlik hissiyatı idi.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt: 2, s. 23-24)

Kültürel Yakınlaşma ve Türkiyat Enstitüsü

Atatürk, dil ve tarih üzerinden bir kültürel yakınlaşma hedeflemiştir. Bu bağlamda, “Dil Encümenleri” ve “Tarih Encümenleri” gibi kuruluşların kurulması gerektiğini savunmuştur. Türkiye’nin, başka toplumlarla dil ve tarih bakımından daha yakın bir ilişki kurması için çalışmalara girişilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Türkiyat Enstitüsü'nün kurulması, bu hedeflerin hayata geçirilmesi açısından büyük bir adımdır. Atatürk, kültürleri bütünleştirme çabalarının, açıkça ifade edilmeden, dolaylı yollarla gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu, yanlış anlaşılmalara yol açmamak adına önemli bir stratejidir.

Sonuç

Atatürk'ün vizyonu, sadece Türkiye'nin değil, aynı zamanda Türk dünyasının da geleceğini şekillendirmeye yönelik bir perspektife sahiptir. Kültürel birliğin ve yakınlaşmanın sağlanması, gelecekteki istikrar ve barış için hayati bir öneme sahiptir. Bu nedenle, Atatürk'ün başlattığı bu süreç, günümüzde de önemini korumakta ve Türk milletinin uluslararası alanda daha sağlam adımlar atmasını sağlamaktadır.

Bu konuşmanın kaynağı ise İhsan Sabri Çağlayangil'den dinlenmiş, Sebati Ataman, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü Aras ve Hikmet Bayur tarafından doğrulanmıştır. Detaylı bilgi için bkz. Atatürk'ün Sofrası, İsmet Bozdağ, İstanbul, s. 11-26.


Kaynak: Arslan Küçükyalçın'ın aktardığı yazı. Görsel için: Turan Dergisi (Nevzat Torun'a teşekkürler).

Olay; İhsan Sabri Çağlayangil’den dinlenmiş, Sebati Ataman, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü Aras, Hikmet Bayur tarafından doğrulanmıştır. (Atatürk’ün Sofrası; İsmet Bozdağ, İstanbul, s.11-26, İsmet Bozdağ Atatürk’ün Avrasya Devleti, s.30.31.32) den nakil Yusuf Koç-Ali Koç, Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, sayfa 51-52 Ankara 2005)

Bu yazı araştırmacı yazar Ömer Faruk Yılmaz tarafından tarafıma gönderilmiş, Arslan Küçükyalçın'ın aktardığı yazıdır. Kaynaklar yazının içeriğinde de gösterilmiştir. 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Arslan Küçükyalçın'ın aktardığı yazı:     Atatürk Finlandiya’da yayın yapan “TURAN“ isimli bir gazete çıkarttırmış ve bizat el altından bu gazetenin finansını devlet bütçesinden sağlamıştır. Bu gazete Atatürk’ün ölümüne kadar yayınlanmış, Atatürk’ün ölümünden sonra devlet bütçesinden ayrılan tahsisata son verildiğinden yayın hayatına son vermiştir. Bu gazete Rusça, Fince ve Türkçe dâhil dört dilde yayın yapmakta ve çoğunluğu Rusya’da dağıtılmaktaydı. Bu gazetenin yayınlanmış olan birer nüshaları Ertuğrul Zekai Öktem’in özel arşivinde saklanmaktadır. 

 1933 yılının 29 Ekiminde Gazi Mustafa Kemal Paşa, bir genç doktorun sorusu üstüne bu fikri – saklanması kaydı ile- açıklamıştır!

Ülküler, devlet tarafından açıklanmaz; Millet tarafından yaşanır! Nasıl, bakarken, gözlerimizi görmüyor, onunla her şeyi görüyorsak, Ülkü de onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve her şeyi ona göre yaparız. Ben, Devlet Başkanıyım! Sorumluluklarım vardır! Bu sorumluluklarım altında konuşamam! Bu konuda genç arkadaşlarımla ayrıca konuşacağım.

Dr. Zeki’ye “Siz şöyle bu tarafa geçin“ dedi ve Atatürk, salonu dolduran alkışlar arasında kalktı; Dr. Zeki’yi de yanına alarak Genel Müdür Odası’na geçti. Oturdular. Atatürk’ün arkasında, duvarda bir Türkiye haritası vardı. Karşısında oturan Dr. Zeki’ye:

-Benim arkamdaki haritayı görüyor musun? Dedi

-Evet Paşam.

-O haritada, Türkiye’nin üstüne abanmış bir blok var; Onu da görüyormusun?

-Evet, görüyorum, Paşa hazretleri.

-Hah, işte o ağırlık benim omuzlarımın üstündedir. Omuzlarımın üstünde olduğu için, ben konuşamam!

-Düşün bir kere… Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Daha dün, bunlar vardılar… Dünyaya hükmediyorlardı! Avrupa’yı ürküten Almanya’dan bu gün ne kaldı? Demek hiç bir şey, sür-git değildir. Bugün, “ölümsüz“ gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az bir şey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar. 

Bugün dostumuz, ama yarın

Bu gün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir… Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir! Bugün, elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından sıyrılabilirler… Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir!

İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir!

Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız!

“Hazır olmak“ yalnız o günü susup beklemek değildir; hazırlanmak lazımdır… Milletler, buna nasıl hazırlanırlar? Manevi köprüleri sağlam tutarak! Dil, bir köprüdür; inanç bir köprüdür; tarih bir köprüdür! Bugün biz, bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz! Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur! Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; Bizim onlara yaklaşmamız gerekli.

Bunları kim yapacak?

Elbette Biz! Nasıl yapacağız?

İşte görüyorsunuz, “Dil Encümenleri“, “Tarih Encümenleri“ kuruluyor.

Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya, Tarihimiz ortak payda haline getirmeğe çalışıyoruz. Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hale geleceğiz. Bir sevgi parlayacak aramızda; tıpkı bir vücut gibi, kaderde ve mutlulukta birbirimizi duyacağız ve arayacağız. Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimimiz olması gerekli… Ortak bir mazimiz var, bu maziyi, bilincimize taşımamız lazım. Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi, Orta Asya’dan başlattık! Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi bilmeli…

İşte bunu sağlamak için de “Türkiyat Enstitüsü“ nü kurduk kültürlerimizi, bütünleştirmeğe çalışıyoruz! Ama bunlar, açıktan yapılmaz! Adı konarak yapılacak işlerden değildir. Yanlış anlaşılabildiği gibi, savaşlara da …